Ana Sayfa > Önceki Yıllar > Ortaca Dalyan Sarıgerme > Kaptan June, Dekamer ve İztuzu Plajı

KAPTAN JUNE, DEKAMER ve İZTUZU PLAJI

03 Ağustos 2018 Cuma

Heyecan dorukta uyandım bugün. Burada heyecansız bir gün varmış gibi algılanmasın, bugünün heyecanı fazla özel, fazla eşsiz benim için. Dünya’nın dört bir yanını gezerken oranın özel hayvanlarını görmek hatta mümkünse onlara dokunmak için günlerce yol gitmişliğim, hatta bütçemin çoğunu bunlara harcamışlığım var. “Türkiye’nin en iyi işi” projesi duyurulduğunda, daha başvuru videomu bile hazırlamamışken aklımda tek bir şey vardı. Deniz kaplumbağaları, yani sevimli caretta carettalar ve yine onların ikizi derecesinde benzeri olan yeşil deniz kaplumbağaları.

İşte bugün o gün.

Bu özel olayın tatilin ilk günlerinden birine denk gelmesi heyecanımı bir kere daha arttırıyor. Bu mutluluğa alıştıra alıştıra değil birden şok etkisiyle girdim, hemde Dalyan’daki daha ilk haftamda.

Bugünüm 5 kilometrelik pürüzsüz plajıyla tanınan İztuzu’nda geçirmem için planlanmış. Dekamer (Deniz Kaplumbağaları Araştırma Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi) ziyaretim ise günün en önemlisi ama öncesinde Dalyan için çok önemli biriyle, Kaptan June ( June Haimoff ) ile tanışmak için barakasına uğruyoruz.

Kaptan June, Dalyan’a ilk olarak 1984’te gelmiş, 1987’de buraya tamamen yerleşmiş, buranın simgelerinden biri haline gelmiş, aslen İngiliz, kalben Türk bir doğasever. Pardon doğasever değil, doğaya ve doğal hayata aşık biri demem gerekiyor, zaten başka türlü de 100 yaşına ramak kalmış bir insanın böylesine güçlü olması mümkün olmazdı.

Kaptan June’un barakası, Dekamer’e 100 metre ötede, İztuzu plajında parmakla sayılır derecede az tahta yapılardan biri. Zaten o barakada, plajı bertaraf edecek otellerin dikilmesi için planlanan beton temellerden birinin üstüne kurulmuş. Kaptan June’u böylesine ünlü kılansa, işte bu otellerin yapılıp doğanın bozulmasına engel olmuş olmak. Hem de bundan 30 yıl önce.

Kendisi bizi biraz tereddütlü ama çok kibar bir şekilde ağırlıyor. Ufak bir tanışma konuşmasından sonra ise ekstra bir samimiyet gösteriyor. Kısa bir röportaj yapıyoruz kendisiyle. Avrupa’nın dört bir yanında geçirdiği lüks hayatı bırakıp bu barakalarda neden yaşamayı seçtiğini anlatmaya başlıyor, buranın ne kadar eşsiz olduğunu belirtiyor ama çok da açıklamaya gerek yok aslında; dağların arasında, sırtını nehir ve göllere vermiş, ormanlarla çevrelenmiş, kaplumbağalarla bezenmiş… dahası da var da gözün gördüğü her şeyi kelimelere dökemiyor insan.

Kaptan June ile görüşmemiz her soru cevapta daha da samimi bir hal alıyor ve biz ayrılmadan önce beni kolumdan tutup, dur seni çok sevdim, sana bir hediyem var diyerek, o yüksek yaşından beklenmeyecek bir hamleyle bir çırpıda ayaklanıyor ve bana kitabını getiriyor. Özel olarak adıma imzaladığı kitabını memnuniyetle alıyorum ve doğanın korunması için açtığı imza kampanyasına imzamı atıp, bir de derneğine bağışta bulunuyorum.

Ardından Dekamer’de kaplumbağa müzesini gezmeye başlıyorum. Dekamer’in müdürü Prof. Dr. Yakup Kaska’nın gelişiyle de ayrıntılı bilgiler alıyorum kuruluşla ilgili. 30 civarı, Türkiye başta olmak üzere dünyanın farklı yerlerinden gelen gönüllü gencin sevgiyle çalıştığı bu kuruluş, iptidai şartlarda gibi görünebilir belki dışarıdan bakan biri için ama ne kadar kısa sürede, ne derece yol kat ettiklerini duyunca, dahası yaptıkları çalışmaları ve sonuçlarını öğrendiğinizde tek kelimeyle hayran kalıyorsunuz. Tekne motoru kesiği, olta kancası yutması gibi yaralı kaplumbağaların tedavi süreçlerini anlatıyor Yakup hoca ve Prof. Dr. Eyüp Başkale. Ardından 6 aydır tedavisi devam eden ve sağlığına kavuşup kavuşmadığının test edilmesi gereken bir kaplumbağanın olduğunu, onun denize tekrar kavuşmasına şahitlik edebileceğimi öğreniyorum.

Televizyon kanallarından biri kazandığım bu yarışmayı ana haberde gösterirken benim için “Türkiye’nin en ballı adamı” terimini kullanmıştı. Yarışmayı kazanmam şu ana kadar elde ettiğim birikimler sayesindeydi ama bugün nadiren gerçekleşen, bu ana denk gelmiş olmam gerçekten bir bal.

Yakup hoca, o halde alalım kaplumbağamızı açılalım denize, koruma tankımızda dalış kontrollerini yapalım dediğinde yüzümde gizleyemediğim bir heyecan oluşuyor. Kaplumbağa ile yüzmeye başlayınca ise mutluluktan uçuyorum resmen. Elle beslenme sebebiyle kaplumbağalar insanları yemek sağlayan canlılar olarak algılayıp, onları yemek vermeleri için yokladığını söylüyorlar Dekamer’dekiler. Isırma vakalarının da sebebi aslında bu. Zaten inanılmaz güçlü çenesine kıyasla insanlarda bıraktıkları kızarıklıklar, bunun bir ısırmadan çok yoklama olduğunu gösteriyor. Yakup hoca da, elle beslemenin tehlikesine tekrar tekrar dikkat çekiyor. Bunun yasaklanması için ciddi mesafeler kaydettiklerini de anlatıyor. Benim ise hevesle bu canlılardan biriyle yüzecek olmam bazılarında korku uyandırıyor. “Ya ısırırsa?” diye soruyorlar. Sevgi dolu bir 30 dakika geçiriyoruz, ısırmasız, yoklamasız.

Kamplumbağa yüzüşümüz kelimelerin kifayetsiz kaldığı mutluluk dolu bir an benim için ama 3 saat sonra yapacağımız sahil ziyaretinde yeni doğmuş yavruların denize çıkışına şahit olacağımızı öğrenince artık heyecandan bayılacak gibi oluyorum. Bir insanın, bir gün içerisinde bu kadar mutlu edilmesi tehlikeli bana kalırsa.

O 3 saatimi sizlerle paylaşacağım yazıları hazırlamakla geçirirken, az da olsa heyecanımı dizginliyorum.

Sonra yeniden bir mutluluk patlaması… Büyüyü de küçüğü de ayrı sevimli bu canlıların. Pür dikkat dinliyorum, dikkat etmem konuları. Bebeklerin kendilerinin yürüyerek denize ulaşmasının vahametine dikkat çekiyorlar. Bende kurallara bağlı kalarak, ciddi bir özenle bu minnoşlarla ilgileniyorum. Dünyaya toprak altında gözlerini açan bu bebekler yaklaşık 50 cm kumu küçük yüzgeçleriyle açıp, zirveye vardıktan sonra 10 – 20 metre civarı mesafeleri paldır paldır yürüyorlar. Gönüllüler bütün bu süreci takip ediyor ve bilimsel bütün verileri kayıtlıyorlar. Ben de bugünün yardımcı gönüllüsü olarak bütün sürece destek veriyorum.

Gece 2’ye kadar sahili bir oraya bir buraya turluyoruz. Bütün çıkışlar gerçekleştikten sonra daha önceden çıkış yapılmış bir yuvayı açıp istatistikî bilgileri not ediyor hocalar. Açtığımız yuvada 68 canlı çıkış, 6 da ölü yumurta olduğu tespit ediliyor.

Yalnız bu, denize ulaşan 68 yavrunun da yetişkin hale gelebileceği anlamına gelmiyor. Deniz kaplumbağalarından denize ulaşanlar arasında yetişkinliğe ulaşma oranının binde 3 – 5 olduğunu söylüyorlar. Kaldı ki, 80 ila 100 yaşına kadar yaşayan bu canlılar için yetişkinlik yaşı 25 olarak kabul ediliyor. Özetle Dekamerin kurtardığı bin yavrudan sadece bir tanesi yaşını almış bir kaplumbağa olabiliyor.

Desteklerle ayakta kalan bu ekip yumurtaları tilki gibi yırtıcılardan korumak için yuvaları kafesliyor, geceleri 5 kilometrelik sahili yeni doğum olup olmadığını kontrol için sabaha kadar yürüyor.

Dönüşe doğru caretta carettaların hayranlık veren bir özelliğini öğreniyorum. Dişi yavrular doğdukları plajı hatırlıyorlar ve eğer ergenliğe kadar hayatta kalıp kendileri doğum yapabilecek duruma gelebilirlerse dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar bu plaja gelip doğum yapıyorlar.

Doğanın bu ilginç döngüsü aslında Dekamer’in Dalyan için ne kadar ulvi bir görev yaptığını özetliyor.

Kaplumbağalar adına özel not: Teşekkürler Dekamer.

Instagram.com/bestjobinturkey 

Instagram.com/efetanay

Instagram has returned invalid data.