4. Gün: Köyceğiz Gölü ve Sultaniye Kaplıcası
Tarih; 04 Ağustos 2018 Cumartesi

Güne Dair Notlar!

Bir gün önce gece 2’ye kadar İztuzu sahillerinde karetta karetta peşinde koşmuş olmama rağmen erkenden kalkıyorum. Kahvaltımı yine BC Spa otelin bahçesinde Dalyan kanalını yanıma alarak yapıyorum. Hızlı ve fazla yoğun geçen 2 günün ardından gündüz biraz dinleniyorum. Ardından dün gecenin yazısını kahvaltıyı yaptığım balkonda hazırlıyorum. Yazarken de yeniden yaşıyorum o inanılmaz anları. İşim biter bitmezde Dalko’nun başkan yardımcısı Hasan Ölmez kaptan teknesiyle gelip beni tam oturduğum yerden alıyor.

 

Mükemmel bir zamanlamayla öğleden sonra yola çıkıyoruz. Bu kez ben de bilmiyorum nereye gidiyoruz. Ben hala yazdığım, önceki günün hikâyesindeymişim gibi hissediyorum aslında, şöyle bir açılıp Dalyan kanalından uzaklaşırken yükselen dağların manzarası beni kendime getiriyor. Cırcırböcekleri ve çarşaf gibi su, başka bir şey dikkatimi çekmiyor bir an için. Zihnim biraz yorgun gibi, hayran hayran manzaraya bakıyorum. Hasan kaptan geldik diyor bir anda.

 

Köyceğiz gölü.

Demirliyoruz kıyıya yakın bir yere ve ilk atlayışı teknenin üst katına çıkıp yapıyorum. Suya girince zihnim açılıyor birden. Biraz su altı çekimleri biraz yüzme sonrası enerjim yerine geliyor. Tekneye geri döndüğümde Hasan kaptan Dalko kooperatifinden bahsediyor. Buralarda balık avlamak yasaktır “Sadece Dalko’nun alanında balıkçılık yapılır o kadar” diyor. İtiraz ediyorum. “Balık avlayanlar var” diyince ben, “olmaz kontrol var, bak diye gösteriyor” Benim bahsettiğim avcılar biraz kontrol dinlemez tarzda avcılar, karetta karettalar diyince gülüşüyoruz.

 

Yaklaşık 30 dakikalık seyirden sonra da Sultaniye kaplıcalarına varıyoruz. Eskiden sultanların ziyaret etmesi sebebiyle bu ismi aldığını söylüyorlar. Şöyle bir etrafa bakınca, Sultanların keyfine düşkün olduğunu hemen anlıyorsunuz aslında. Bölgeyi meşhur yapan sağlıklı çamur banyosu ve ardından girilen sıcak kaplıca suyu olduğunu anlatıyorlar.

 

İyice çamura buluyorum kendimi. Gözenekleri açıp, derideki yağları temizlemesi için birebirmiş çamur banyosu ama tam fayda görebilmek için çamur kuruyana dek beklemek gerekiyormuş. En az 30 dakika oturmak gerek güneşin alnında ama neyse ki vücudum çamur kaplı olduğu için yanma riskim yok. Yine de 30 dakika zor geçer, köşede umutsuzca kurumayı bekleyen birini görüyorum. Eşi uzaktan bağırıyor, “ayol sen daha kurumadın mı?” Hüseyin de, şaşkın şaşkın kendine bakıp, “yahu sen nasıl kurudun hemen” diye cevap veriyor. Oturuyorum yanına. Adanalıymış. Sosyoloji üzerine doktora yaptığımı öğrenince, benim oğlum da sosyoloji okudu diyor ve laf lafı açıyor. Oğlu neredeyse benim yaşımdaymış, tabii baştan aşağı çamura bulandığı için anlamak ne mümkün.

Hitabımı Hüseyin ağabey olarak düzeltiyorum. Sonrasında eşi de bize eşlik ediyor. Bu güzel muhabbet devam ederken üzerimde kuruyan çamur hareket etmemi engellemeye başlıyor. İki poz fotoğraf daha çekilip duşa giriyorum, ardından iyi bir yemek. Aslında araya yemek molasını koymadan, çamur sonrası hemen kaplıca suyuna girilmesi tavsiye ediliyor ama ben tok karınla giriyorum kaplıcaya. Aslına bakarsanız ağır bir kokusu var suyun da, çamurun da ama iyi geliyor madem katlanmak gerek. Artık yarın yazarım işe yarayıp yaramadığını.

Kaplıca sonrası doktor balık adı verilen balıklarla dolu akvaryuma ayaklarımı sokuyorum. Ölü derileri yiyerek tedavi sağlayan bu balıkların kaynağının Sivas olduğunu öğreniyorum. Halbuki uzak doğuda sıkça gördüğüm için oradan bize gelme bir şey olarak düşünüyordum.

 

Dönüş yoluna güneşi batırmış, karnımı doyurmuş, termal sularda temizlenmiş bir şekilde giriyorum…

Günün Videosu
Günün Fotoğrafları