28. Gün: Kargıcak Koyu
Tarih; 28 Ağustos 2018 Salı

Güne Dair Notlar!

Dalyan’a gelişimin ilk günlerinden beri gitmek için beklediğim yerlerden biri Kargıcak koyu. İşte bugün o gün. Hemde Elya, babam ve Serap Aksoy ile birlikte.

 

Burası İztuzu’nun ilerisinde dağların arasında bakir ve nefes kesici güzellikte bir koy. Kargıcak Bay olarak adlandırılan tesisi Süleyman ağabey, Orçun ve Büşra işletiyor. Hepsi birbirinden güzel insanlar. Kargıcak’ın yolunun zorluğundan dert yananlar var ama her tip arabanın rahat rahat geldiğini görüyorum. Gerçi o arabaların hepsi bizden sonra varıyor. Biz erkenden gelip kimsecikler yokken sahilde yapılabilecek her türlü aktiviteyi yapmaya başlıyoruz.

 

Orada çalışan samimi ve enerjik bir genç olan Onur ile kaya tırmanışı yapacağım bugün. Çıplak elle doğal ve dik kayalara tırmanacağız. Aksiyon ve heyecan hayranı olan biri olarak kaya tırmanmayı hep sevmişimdir ama iplerle tırmanmayı hile gibi görürüm biraz. Gerçi o olmadan da her düşüş bir ölümle sonuçlanır. Tek seferlik bir eğlence olur kaya tırmanmak. İlk kez tırmandığınız bir yerde de düşmemek mümkün değil. İpsiz tırmanış alınabilinecek bir risk değil ama burada mümkün, hem de sadece burada. Çünkü burada deniz üzerinde tırmanıyorsunuz ve düşerseniz suya düşüyorsunuz. Onur ile tespit ettiği rotalarda tırmanışlar yapıyoruz. İlkinde tekrar tekrar düşüyorum. Elim kesiliyor biraz ama yine de ikinci noktaya gitmek istiyorum. Burada daha yükseğe, daha uzağa baya güzel bir tırmanış gerçekleştiriyorum hem de ilk seferde. Fakat iniş şansı yok. Yukarıdan kendimi suya bırakıyorum.

 

Sonra kanoları alıp açıktaki mağaraya gidiyoruz. Deniz gittikçe mavileşiyor, kıyılara yaklaştıkça da turkuaz rengi hakim. Ben Elya ile iki kişilik bir kanodayım Süleyman ağabey ve Onur motorlu ufak bir teknede, Orçun da bir başka kanoda gidiyor. Çekimlerimizi yapan Ahmet de bir önden, bir arkadan bizi takip ediyor.

İleride bir burnu dönünce kocaman bir mağara ile karşılaşıyoruz. İnanılmaz bir mağara, akıl almaz bir güzellik var içeride. Her ne kadar gitmeden önce fotoğraflarını görmüş olsam da, çok ama çok etkileniyorum. Zaten fotoğraflar gerçekten çok güzel olan yerleri hiçbir şekilde yeterince gösteremiyor. Fotoğrafların mahareti orta seviyedeki güzellikleri parlatabiliyor ancak. Buranın güzelliği, varırken geçtiğiniz ormanın kokusundan, ayağınızı soktuğunuz suyun ısısına kadar her detayda gizli aslında. Fotoğrafla anlatılabilecek bir güzellik değil. Tek kelime ile mest oluyoruz.

 

Döndüğümüzde yemek hazırlanacak ama bir eksik var. Koyun arkasındaki tamamen organik bahçeden sebze meyve toplamamız gerek. Günün en güzel uğraşı bu olacak anlaşılan. Süleyman ağabey bana gösteriyor, ben topluyorum. Pek bilmediğim birkaç çeşit meyve de var dağların arasına sıkışmış, verimli topraklara sahip bu bahçede. Hepsinden topluyoruz. Sahile dönerken de yiyoruz bir kısmını. Narların yanından geçerken heyecanlanıyorum ama olmamışlar, melül melül baka kalıyorum. Döndüğümde bu hüsranımı gidermek için nar suyu ikram ediyorlar. “Bahçenizden değilse içmem” diye şaka yapıyorum ama o da bahçelerinden, hatta narlı bir kokteyl yapıyorum Orçun’la. Barın arkasına geçip barmen gibi özenle hazırlıyoruz mojitolarımızı.

 

Ardından babam ve Serap abla da geliyor ve uzun bir masada hep birlikte eşsiz bir yemek yiyoruz. Serap abla ünlü bir oyuncu ama son yıllarda pek film çekmiyor, yemek eşliğinde bize güzel anılarından birkaç tane anlatıyor.

 

Sonra Elya ile denizin tadını bir kere daha çıkartmak için iskeleye yöneliyoruz… Güneş de yavaşça batmaya meyilli artık. Ayrılmadan önce son fotoğraflarımızı çektiğimizi sanıyoruz ama dönüş yolunda çekimlerimizi yapan Ahmet bize güzel bir sürpriz yapıyor ve Elya, babam ve Serap abla görsün diye yolumuzu biraz uzatıp radar tepesine çıkartıyor şık arabasını.

 

İşte günün son fotoğraflarını bu eşsiz manzaraya karşı çekiyoruz.

Günün Fotoğrafları